HANGİSİ

Sevgili Okurlar
Yaşanmış örnek bir olay olup üst düzey yönetici ve iş insanlarına verilen eğitimde
kullanılan bir anekdottur.
İşin yönetimini profesyonel bir yöneticiye bırakan orta büyüklükteki bir fabrikanın
sahipleri bu dönem içerisinde işlerin iyi gitmesinden gayet memnun olmakla birlikte
zaman zaman fabrikayı ziyaret ettiklerinde profesyonel yöneticiyi elinde kahve ve
purosu ile odasının camından fabrika içini gözlerken bulurlarmış.
Bu yönetici gün içerisinde birkaç telefon görüşmesi yapar ve kendisine getirilen 4-5
kağıda birkaç dakika baktıktan sonra akşama doğru, bu kere viskisini yudumlayarak
mesaisinin bitmesini beklermiş.
Gel zaman git zaman fabrika sahipleri, çok sevseler de bu yöneticinin fazla
çalışmadığını ve kendisine boşu boşuna yüksek maaş ödediklerini düşünür olmuşlar.
Sonrasında da bu yönetici yerine çok çalışkan olduğunu ve çalışması ile daha fazla
kazanç elde edeceklerini düşündükleri mali işler müdürünü, bu yöneticinin yerine
getirmeye karar vermişler.
İlk yöneticinin işine kibarca son veren bu fabrika sahipleri daha fazla kazanç
beklentisi içinde fabrikayı ziyaretlerinde yeni yöneticinin bir çok telefon görüşmesi
yaptığına, önündeki kağıtları uzun süreler boyunca incelemesine ve kahve- puro
içmeden telaşlı çalışma şekline bakıp ne kadar iyi yaptıklarını düşünerek kendi
kendilerine memnun oluyorlarmış.
Ancak aradan geçen birkaç aydan sonra fabrika sahipleri, şirket satışlarının
azaldığını, eski müşterilerin memnuniyetinde gerilemeler olduğunu ve buna bağlı
olarak karlılığın düştüğünü görünce soluğu fabrikada almışlar.
Gördükleri manzara aynıymış. Yeni yöneticiyi sürekli telefonda konuşurken ve
elindeki kağıtları inceleyip sağa sola emriler verirken görüyorlar ve yaşanan durumu
şaşkınlık ile gözlemlemişler.
Yine böyle bir ziyarette fabrika sahipleri sorunun çalışanlardan kaynaklanabileceğini
düşünerek fabrikanın üretim bölümüne inmişler.
Gördükleri manzara kendilerini şaşkına çevirmiş. Makineler çalışmıyor ve makine
ustaları boş boş oturuyorlarmış.
Bir kızgınlıkla senelerin ustabaşını çağırıp, kimsenin çalışmıyor olmasının sebebini k
ustabaşından sormaya ve hesap vermesini istemeye karar vermişler.

Yıllardır aynı işyerinde çalışan ustabaşı yeni müdürden talimat gelmediği için
beklediklerini, talimat verilir verilmez çalışmaya başlanacağını nazik bir ifade ile
açıklamış ve eklemiş:
-Eski yönetici zamanında yöneticimiz işi bize tarif eder ve yapılmasına hiç
karışmazdı. Zira hepimiz neyi nasıl yapacağımızı, malzemeleri nereden alacağımızı
nasıl paketleyeceğimizi ve araçlara yükleyerek sevk edeceğimizi bilirdik. Bu yüzden
iş durmazdı. Sadece özel bir durum olduğunda eski yöneticimize sorardık. Ama yeni
yönetici geldikten sonra durum değişti. Yeni yönetici hiçbir şeyin kendisine
sorulmadan yapılmasına izin vermiyor. Biz de kendisi izin verene kadar beklemek
zorunda kalıyoruz. Bu yüzden işler eskisi gibi hızlı yürümüyor.

Bu cevap üzerine fabrika sahipleri fabrikanın bundan sonraki yöneticisinin nasıl biri
olması gerektiği konusunda yeni bir karar vermişler.
Sizce hangisini seçmişlerdir?
Konuyu değiştirelim.
Sizlerin de farkında olduğu üzere bakan ve üst düzey bürokratlarımızın bir icraat ile
ilgili açıklamaları yapacakları zaman besmele gibi ağızlarından düşürmedikleri bir
cümle başlangıcı var.
“Sayın Cumhurbaşkanımızın Talimatlarıyla.”
Sanki kendisi talimat vermese iş yapamayacaklarmış gibi izlenim uyandıran bu cümle
başlangıcının, yaşadığımız deprem sonrasında yaşanan aksaklıklar, organizasyon
bozuklukları, arama kurtarma çalışmalarındaki gecikmeler, yardımların
depremzedelere ulaştırılmasında dağınıklık gibi sıkıntılar dahilinde dillere pelesenk
olmuş bir tabir olmadığı ve gerçekten Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatı olmadan
bu bakan ve bürokratların hareket edemedikleri anlaşıldı.
Asker talimat alamadığı için deprem bölgesine üç gün sonra gelebildi. Kızılay talimat
almadığı için depremzedelere çadır göndermek yerine satmayı tercih etti.
Şimdi karşımızda yeni bir seçim ve bu seçim dahilinde adayların vaatleri var.
Bir tarafta hala “ Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla.” tabirini kullanan ve bunu
kullanmaya devam edeceği belli olan zihniyet ile diğer tarafta liyakata dayalı ortak
aklı dikkate alacağını söyleyen zihniyet.
Arada birbirlerine çeşitli varsayımlar üzerinden HDP/Hüda-Par, Altılı masa/tek adam
oyu böldün/anketi çarpıttın gibi birbirlerine attıkları çamurları dikkate almayın.
Zira bu fabrikanın; yani ülkenin sahibi sizsiniz.

Ülkenize bir yönetici seçeceksiniz. Çok çalışkan,( bunu tartışabilirim ) her şeyin
kontrolünü elinde tutan ve bu şekilde işine hakim olmaya çalışan kişi mi, yoksa iyi bir
düzen kurduktan sonra işleri gerçekten yetkili ve liyakatli kişilere verip sistemin
işlemesini sağlayacak kişi mi?
Sizce hangisi.