SİYASET

Atatürk bilime inanan, devrimci bir devlet adamıydı... Böyle diktatörlük olur mu?

Karşıdevrimciler ve kimi kesimler tarafından Atatürk’e yöneltilen “diktatör” suçlaması her fırsatta dile getiriliyor. Mustafa Kemal Atatürk diktatör olsaydı, kendisine karşı çıkan Şükrü Saracoğlu ve Mahmut Esat Bozkurt’u, Çankaya’da dikkatle dinler, notlar alır ve kendisinin de desteklediği iki önemli anayasa maddesinden vazgeçer miydi?

Bu yazımızda 1924 anayasa tasarısında bulunan bazı aşırı yetkiler ele alınacak ve Atatürk’e yakıştırılan “diktatörlük” konusu irdelenecektir.

1924 Anayasası tasarısında bulunan bu aşırı yetkiler, aslında Atatürk tarafından da destekleniyordu. Ancak bu hükümler anayasaya girmedi, giremedi, direniş gösterildi. Bu nasıl oldu?

Önce kısa bir giriş: Bağımsızlık Savaşı 9 Eylül 1922’de sona erince bilindiği gibi önce Mudanya Ateşkesi sonra da Kasım 1922’de Lozan barış görüşmeleri başladı. Gazi Meclis, 1 Nisan 1923’te yeni seçimler yapılmasına karar verdi, seçimler yapıldı ve 11 Ağustos 1923’de İkinci Meclis, çalışmalarına başladı.

YENİ MECLİS’İN İLKLERİ

Yeni Meclis’in yaptığı ilk işler şunlardır:

  • 23 Ağustos 1923’te Lozan Antlaşması kabul edildi. 
  • 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi.
  • 3 Mart 1924’te halifelik kaldırıldı. Mahalle Mektepleri, Şeriyye ve Evkaf Vekâleti kapatıldı. Eğitim Birliği kabul edildi. 

Yeni atılımlar yapılıyor ancak yürürlükte olan 1921 Anayasası, bu yeni düzen için yetersiz kalıyordu.

Bu durumu anayasa hukukçusu Prof. Dr. Bülent Tanör, şöyle özetliyor:

“1921 Anayasası, aslında olağanüstü koşulların ürünü olan eksik ve yetersiz bir metindi. Bu geçiş döneminden başarıyla geçilmesinden sonra, devletin temel kuruluşunu, toplumun ve bireylerin konumunu ve haklarını ortaya koyacak ve belirleyecek bir yapılanmaya gereksinme vardı. O günlerde aslında iki anayasa; Osmanlı’dan gelen 1876 Anayasası ve 1921 Anayasası yürürlükteydi. Bu duruma artık bir son verilmeliydi. Meclis, yeni devletin yeni anayasasını yapma gibi tarihsel bir görevle karşı karşıyaydı.”1

İşte bu ortamda, Yunus Nadi’nin başkanlığını yaptığı Meclis Anayasa Komisyonu, yeni anayasa tasarısını, yukarıda anlattığımız laik ilkelere dayalı yasaların Meclis tarafından kabul edilişinden altı gün sonra, 9 Mart 1924 tarihinde TBMM’ye sundu.

(Yeni Türk Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Yunus Nadi ile.)

‘KUVVETLİ BİR DEVLET DÜZENİ’

Bu yeni anayasa taslağının oluşmasında dört yıllık hızlı değişimin birikim ve deneyleri esas alınmış ayrıca Fransa’nın 1875 tarihli anayasası ile Polonya’nın 1921 tarihli anayasasından yararlanılmıştı.2

Anayasa hazırlığı ve Meclis müzakereleri sırasında epeyce tartışılan iki önemli öneri olmuştur. Bunlardan birisi çift meclis sistemi, diğeri de Cumhurbaşkanlığı makamının güçlendirilmesidir.3

Çift meclis sistemine geçilmesi isteği, Anayasa Komisyonu’nda tartışıldı ancak çoğunluk sağlanamadığı için tasarıya girmedi. 

İkinci önemli öneri, cumhurbaşkanının yetkilerinin artırılmasıyla ilgiliydi. Tasarıda, cumhurbaşkanının hükümetin görüşünü aldıktan sonra Meclis’i feshetme ve seçimleri yenileme, ayrıca cumhurbaşkanına, Meclis’te kabul edilen bir kanunu veto etme yetkisi veriliyordu.

Mustafa Kemal, devlet başkanına kanunları veto etmek ve gerektiğinde yeni bir seçim için Meclis’i feshetme yetkisinin verilmesinin yararlı olacağını belirtmişti. Bu öneriler çağdaşlaşma hamlesine karşı oluşacak girişimlere ve milli egemenliğin örselenmesi hareketlerine karşı bir önlem olarak değerlendiriliyordu.4

Ancak cumhurbaşkanına tanınmak istenen bu yetkiler, Meclis içerisinde kimi genç milletvekilleri tarafından itirazlarla karşılanmaktaydı. 

SARACOĞLU VE BOZKURT’UN KARŞI DURUŞLARI

Anayasa tasarısının Meclis’teki görüşmelerinde iki genç İzmir milletvekili Mahmut Esat Bozkurt ve Şükrü Saracoğlu, birer yıldız gibi parladılar. 

İsviçre’de hukuk öğrenimi görmüş olan Kuşadalı Mahmut Esat Bey, konuyu anayasa hukuku açısından yine İsviçre’de siyaset bilimi öğrenimi görmüş olan Ödemişli Şükrü Saracoğlu, konuyu anayasa hukuku ve siyaset bilimi açısından irdeleyerek Meclis kürsüsünde konuşuyorlar, cumhurbaşkanına tanınacak bu geniş yetkileri eleştiriyorlar, açıkça karşı çıkıyorlardı. Konu, tasarının cumhurbaşkanına Meclis’i feshetme yetkisi veren 25. maddesi ve yine cumhurbaşkanına yasaları veto yetkisi veren 36. maddesi ile ilgiliydi...5

Mahmut Esat, bu maddelerin “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesine aykırı olduğunu belirtiyordu.6

Bu tasarıyla ilgili olarak 16 Mart 1924 tarihinde, söz alan Şükrü Saracoğlu ise Meclis kürsüsünden yaptığı uzun konuşmada, dünya özgürlük tarihinde verilen mücadeleleri anlattı. 

Saracoğlu’nun Meclis’te yaptığı ve tutanaklara geçen konuşmasından aşağıya alınan cümleler onun cumhurbaşkanına verilmesi düşünülen geniş yetkiler konusunda ne derece sert bir eleştiri yaptığını göstermeye yeterlidir.

(Şükrü Saracoğlu)

MECLİS’İN HAKLARI

Saracoğlu şöyle diyordu:

“Bize tarih, hukuk bilimi, ihtilal açıkça gösteriyor ki bugün, Millet Meclisi’nin kişiliğinde toplanmış olan haklarından hiçbir şey geriye doğru dönemez. Bunlar yalnız millet tarafından ve yalnız millete gitmek şartıyla Büyük Millet Meclisi’nin elinden alınabilir… Böyle olduğu halde cumhurbaşkanına veto, seçimlerin yenilenmesi hakkının verilmesi kelimesi altında saklanan fesih hakkını milletten başka herhangi bir başa veya birkaç başa vermek, bir irticadır (geriye dönüş) efendiler.”

Burada açıkça bir karşı çıkış, yeni cumhurbaşkanı seçilmiş Atatürk’e verilmek istenen yetkilere karşı bir direniş söz konusudur. Saracoğlu, sadece karşı çıkmıyor, geniş bilgisiyle demokratik ülkelerdeki uygulamaları da anlatıyordu.

(Mahmut Esat Bozkurt)

HERKES SUSMUŞTU

Bütün Meclis, adeta sus pus olmuş bu genç milletvekilini dinliyor, onların cesaret ve bilgilerini takdirle karşılıyor ancak bir tepki gösteremiyordu, yalnızca alkışlıyordu.7

Meclis’teki, özgürlük ve demokrasi havasının bir kanıtı olan bu tartışmalarda, eleştirilen bu maddelere yönelik Anayasa Komisyonu başkanı uzun bir savunma yaptı. Hatta, Yenigün ve Hâkimiyeti Milliye gazeteleri konuyu kamuoyuna taşıdılar. Modern devletlerde bu gibi yetkilerin devlet başkanına verildiğini belirterek bu önerileri destekliyorlardı. 

ÇANKAYA’DA ÜÇLÜ GÖRÜŞME

İşte bu ortamda Anayasa Komisyonu Başkanı Yunus Nadi, Çankaya’ya Mustafa Kemal’in yanına gidip anayasa tasarısının Meclis’teki müzakereleri üzerinde bilgi vererek şunları söyledi:

“Genç milletvekilleri Mahmut Esat Bey ile Saracoğlu Şükrü Bey, cumhurbaşkanına veto ve gerektiğinde Meclis’i feshetme yetkisi verilmesini kabul etmiyorlar.”

Mustafa Kemal sordu: “Neden karşı çıkıyorlar?”

Yunus Nadi: “Milli egemenliğe aykırı buluyorlar.”

Mustafa Kemal şöyle karşılık verdi:

“Partiler çoğalınca, hükümetsizlik tehlikesi baş gösterebilir, gerici eğilimler belirebilir, devletin kuruluş amacına aykırı kanunlar Meclis’ten geçebilir. Bu yetkileri, böyle durumlar için düşünmüştük. Bir anayasada bütün olumsuzlukları çözecek maddeler, imkânlar bulunması gerekmez mi?”

Yunus Nadi’nin yanıtı:

“Bu gençler çok etkili konuşuyorlar. Birçok milletvekili de bu iki genç arkadaşımızın düşüncelerini paylaşmaya başladı. Bu maddelerin Meclis’te kabul edilmesi zor görünüyor.”

CESARETLE ANLATTILAR

Mustafa Kemal, bu milletvekilleriyle bir de kendisi görüşmeye karar verdi. 

Mahmut Esat Bey, Birinci Meclis’te bulunmuş, Ekonomi Bakanlığı yapmıştı. Atatürk kendisini tanıyor ve güveniyordu. Saracoğlu Şükrü Bey’de Meclis’e ikinci dönemde katılmıştı. Meclis’e geleli henüz sekiz ay olmuştu. 

Atatürk, Yunus Nadi’ye, “Mahmut Esat’ı tanıyorum ama Saracoğlu Şükrü’yü tanımıyorum” dedi. Ancak her ikisini Çankaya’ya davet etti. Çankaya’da görüşmeler epeyce uzun sürdü. Milletvekilleri, cumhurbaşkanını saygıyla dinlediler ancak düşüncelerini değiştirmediler. Bu tasarıya karşı direniyorlar, evrensel hukuktan örnekler veriyorlardı.

Genç milletvekilleri, Mustafa Kemal’e böylesi yetkilerin anayasaya konulmasıyla bir yarar sağlanamayacağını, tersine anayasanın, devlet başkanına vereceği geniş yetkilerle dünya kamuoyunda tartışmalara neden olacağını da belirttiler.

Bağımsızlık savaşının önderi Mustafa Kemal, o sırada çok güçlüydü. Ne isterse kabul görüyordu, ama iki idealist genç, Mustafa Kemal’e cesaretle karşı tezlerini anlatmışlardı.

ATATÜRK’ÜN BEĞENİSİ

Mustafa Kemal, sonucu öğrenmek isteyen Anayasa Komisyonu Başkanı Yunus Nadi Bey’i ertesi gün Çankaya’da kabul etti. Ve şunları söyledi: 

“Saatlerce görüşlerimizi açıklayıp tartıştık. Biraz sıkıştırdım da. Ama çocukları ikna edemedim. Dilerim bu yetkilere ihtiyaç duyulmaz. Fakat bu görüşmeden çok memnun kaldım. Türkiyemizin milli egemenliğine, özgürlüğüne böyle sahip çıkan, hukuka saygılı, sağlam, dürüst, dirençli, bağımsız ruhlu genç siyasetçilere çok ihtiyacı var. Mahmut Esat’ı zaten beğenirdim. Şükrü Bey’i de çok beğendim.”8

Sonunda, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, bu genç milletvekillerinin ileri sürdükleri demokratik, hukuki ve siyasi gerekçeleri kabul ederek cumhurbaşkanına verilmesi düşünülen veto ve fesih yetkisi konusundaki ısrarından vazgeçti.9 Anayasa Komisyonu Başkanı Yunus Nadi’ye bu konuda ısrar edilmemesini ve konunun Meclis’in özgür iradesi ile çözülmesi talimatını verdi.

TBMM’de, Meclis’i fesih yetkisini öngören 25. madde için 23 Mart 1924’te 130 milletvekilinin katılımı ile yapılan oylamada 127 ret ve bir çekimser oyla bu madde kabul edilmedi.10 Kanunları veto etme yetkisini öngören 36. madde ise Bütçe Yasası dışında “İlanı uygun bulunmayan yasalar on gün içinde yeniden görüşülmek üzere Meclis’e gönderilir” şeklinde yeniden düzenlenerek kabul edildi.11

AKIL VE BİLİME İNANIYORDU

9 Mart 1924 günü başlayan anayasa tartışmaları, aralıksız sürdü ve 20 Nisan 1924 tarihinde 1924 Anayasası kabul edildi.12

Kimi kesimler tarafından “diktatör” nitelemesi yapılan, “diktatör” olarak gösterilen Atatürk, bu genç milletvekillerini Çankaya’da dikkatle dinlemiş, notlar almış ve kendisinin de desteklediği bu iki önemli maddeden vazgeçmişti.

BU NASIL DİKTATÖR?

Böyle diktatör olur mu? Yapılan itirazlar üzerine, kendisine verilmek istenen yetkilerden vazgeçen diktatör görülmüş müdür? Atatürk diktatör değil, tam bir devrimci, akıl ve bilime inanan bir devlet adamıydı.

Bu tarihi gerçekleri, bugünün politikacılarına bir ders olması için yazdık. Acaba ders alırlar mı?

KAYNAKLAR

1 Bülent Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, Yapı Kredi Yayınları, 2002, s. 290.

2 A.Ş. Gözübüyük ve Z. Sezgin, 1924 Anayasası Hakkındaki Meclis Görüşmeleri, Ankara, AÜSBF Yayını, 1957, s. 29-35.

3 Tanör, age, s. 292.

4 Turgut Özakman, Cumhuriyet-Türk Mucizesi, İkinci Kitap, s. 39-40.

TBMM Zabıt Ceridesi, D. II, C. 7, s. 19.

6 Mahmut Esat’ın yaptığı konuşması için bkz: Şaduman Halıcı, Mahmut Esat Bozkurt, s. 204-271.

7 Saracoğlu’nun bu konuşması için bkz. TBMM Zabıt Ceridesi, D. II, C. 7, s. 526-531. Ayrıca: Türk Parlamento Tarihi II. Dönem 1923-1927, I. Cilt, TBMM Vakfı Yayınları, N.1, s. 476-483.

8 Turgut Özakman, age, s. 40.

9 Falih Rıfkı Atay, Atatürkçülük Nedir?, Ak Yayınları, 1966, s. 35.

10 TBMM Zabıt Ceridesi, D. II, C. 7, s. 1010.

11 TBMM Zabıt Ceridesi, D. II, C. 7, s. 1022-1023.

12 20 Nisan 1924 tarihinde Meclis tarafından kabul edilen 1924 Anayasası 105 maddeden oluşur ve 24 Mayıs 1924 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Alev Coşkun

cumhuriyet.com.tr